“Yeryüzünde (gerçekleşen) ve sizin başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce (o) bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılmış) olmasın. Muhakkak ki bu, Allah'a göre kolaydır. (Allah) Elinizden gidene üzülmeyesiniz ve size verdiği (nimetler)le de şımarmayasınız diye (böyle yapar).”
(Hadîd /22-23)
Bütün peygamberleri kulluklarının zirvesine çıkaran nimet; başlarına gelen her olayı rablerinden bir imtihan olarak bilmeleridir. Peygamberler yaşadıkları hiçbir musibeti, sıkıntıyı insanlardan bilmemiş, hepsini rablerinden bir imtihan olarak görmüş, bu nedenle kendilerine yanlış yapanları affedebilmiş ve onlara bıkmadan, usanmadan yardım etmeye devam edebilmişlerdir. Böyle olunca da rableri onlardan razı olmuş ve onları kulluklarında kemalata ulaştırmıştır.
İnsanın da yaşadığı her olayı rabbinden bilmesi, hayatı rabbinin istediği, razı olduğu gibi yaşayabilmesi için şarttır. Yoksa başına gelen musibetlerde hep birilerini suçlar, kimseyi affedemez, gönlü kinle, nefretle dolar, o zaman da gönlü cehenneme döner; ama yaşadığı her sıkıntının, rabbine halife olsun, onun güzel isimleri üzerinde tecelli etsin diye rabbinin kendisine rahmet muamelesi olarak geldiğini bilse bu defa sürekli olarak manevi nimetlerle, kazanma imkânlarıyla kuşatıldığını bilir, yaşadığı hiçbir şey için itiraz etmez, isyan etmez. Böyle olunca da rabbinin kendisine olan sevgisi, muhabbeti, yakınlığı karşısında hamd eder, şükreder, rabbinden razı olur.
Allah’ın fiilleri isimlerinden, isimleri de Allah’ın zatından tecelli eder. Onun için Allah’ın fiillerini anlamadan esmasını, esmasını anlamadan da zatını anlamak mümkün değildir. Bizim de rabbimizi tanıyabilmemiz için Allah’ın, kullarına, varlığa nasıl muamelede bulunduğunu ve Allah’ın fiillerinin nasıl tecelli ettiğini öğrenmemiz gerekir.
Biz de El Efâlu’l Husnâ ve Aşk sohbetlerini yaptık ki Allah’ın isimlerini onun fiillerinden, işinden anlamaya çalışalım ve Allah’ın her fiilinin saf aşktan tecelli ettiğini bilelim. Aksi takdirde Allah’ın işini, muamelesini beğenmeyince rabbimizi beğenmemiş oluruz; çünkü Allah’ın fiilleri onun isimlerinden, isimleri de zatından tecelli eder. Bu yüzden hayatımızdaki bir olay hakkında “böyle değil de şöyle olmalıydı” dediğimizde aslında rabbimize “bana yanlış yaptın, böyle bir muamelede bulunmamalıydın” demiş ve Allah’ın fiillerinden, esmasından, zatından yüz çevirmiş oluruz ki bu da bizim için felaket olur.
Şimdiye kadar Allah’ın El Efâlu’l Husnâ’sı hakkında bu kadar detaylı bir sohbet yapılmamış, Allah’ın güzel fiilleri yalnızca kısa bir şekilde kenarından, köşesinden anlatılmıştır. Hâlbuki Allah’ın fiillerini anlamadan esmasını, esmasını anlamadan da zatını anlamak mümkün olmaz. Biz de hep birlikte El Efâlu’l Husnâ ve Aşk sohbetlerini yaptık ki yediden yetmişse herkes rabbini güzel fiillerinden tanısın ve rabbine iman etmek “ben rabbimi tanımak, ona veli olmak istiyorum” diyen hiç kimse için eksik bir şey kalmasın.
El Efâlu’l Husnâ Allah’ın isimlerine, isimler de Allah’ın zatına açılan kapıdır. İnşallah El Efâlu’l Husnâ ve Aşk sohbetlerini gönlümüzü açarak okuduğumuzda kiminle muhatap olursak olalım rabbimizle muhatap olduğumuzu bilen ve insanlara değil insanların sahibine, rabbimize nazar eden veli bir kul oluruz. Bununla beraber rabbimizin bizi izlediğini bilerek hayatımızı yaşarken, aynı zamanda rabbini izleyen ve rabbinin kendisi için neler yaptığına şahid olan arif bir kul, âbd oluruz inşallah.